4.500 yıldır insanlığı büyülüyor! Sırrı ekinoks günlerinde ortaya çıkıyor… Büyük Sfenks’in gizemli geçmişi

Bir aslanın gövdesinin üzerine oturtulmuş bir kralın yüzü olarak tarif edebileceğimiz Büyük Sfenks, antik Mısır’ın en iyi bilinen sembollerinden biri. Dünyanın dört bir yanında kopyaları olan bu dev anıt, binlerce yıldır Giza piramitlerinin dibinde nekropolü koruyor.

Sfenks’in gövdesi geçmişte Tura’daki taş ocağından getirilmiş yüksek kaliteli kireçtaşı bloklarla kaplıydı. Bu yüzey katmanı zamanla bozuldu. Aradan geçen yüzyıllarda defalarca restorasyon çalışmaları yapıldı. Ancak bu çabalar bile taşların bir kısmının tamamen yok olmasını engelleyemedi.

ANTİK YUNAN’DAKİ SFENKSLERDEN ÇOK FARKLI

Antik Yunan’da sfenks; kadın kafalı, aslan gövdeli ve kuş kanatlı bir canavar olarak tarif ediliyordu. Bu kadın sorduğu bilmeceleri cevaplayamayan herkesi öldürebilecek tehlikeli bir yaratıktı ve özellikle Oedipus efsanesinde öne çıkan bir karakterdi.

Mısırlılar için ise sfenksler kralları ve ülkeyi koruyup kollayan iyi yürekli varlıklardı. Ancak “sfenks” kelimesinin kökeni bilinmiyor. Bu kelimenin Mısır dilinde “yaşayan görüntü” anlamına gelen ve bir tanrının ya da firavunun temsillerine atfen kullanılan “shesep-ankh” teriminden kaynaklandığı yönünde teoriler var.

Yunan efsanelerindeki canavarın aksine Büyük Sfenks bir erkek kafası taşıyor ve kanatları yok. Ancak antik Mısır’daki tek sfenks bu değil. Çeşitli dönemlerde ortaya çıkan farklı sfenksler de var. Onlar da aslan gövdeli olmakla birlikte kafaları değişebiliyor. İnsan başlı sfenkslerin yanı sıra koç, çakal, doğan ve timsah gibi hayvanların kafalarını taşıyan sfenksler de var.

Bu tür heykeller genelde Mısır’ın kutsal mekânlarında karşımıza çıkıyor. Örneğin Ebu Simbel’de bulunan 2’nci Ramses tapınağında MÖ 13’üncü yüzyıla ait bir çift doğan kafalı sfenks bulundu. MÖ 4’üncü yüzyılda inşa edilmiş olan Luksor’da da bir sfenksler yolu bulunuyor. Bu sfenksler Karnak ve Luksor tapınaklarını birbirine bağlayan yaklaşık 2,5 kilometrelik yolu koruyor.

Dünyanın en eski ve en büyük anıt heykellerinden biri olan Sfenks’in tabanından kafasının tepesine kadar olan boyu 20 metre civarında, ön ayaklarından kuyruğuna kadar olan uzunluğu ise 73 metreden fazla. Çoğunluğu doğrudan Giza’nın kireçtaşı kayalarına oyulmuş ardından da kireçtaşı bloklarıyla desteklenmiş olan Sfenks’in başı ihtişamlı bir görüntüye sahip ve üzerinde firavunların kafalarına giydikleri kumaştan yapılma bir başlık olan “nemes” gibi antik Mısır monarşisinin geleneksel sembollerini taşıyor. “Uraeus” olarak da bilinen kraliyet kobrası oymalarının kalıntıları da Sfenks’in alnında görülebiliyor. Gözleri, kulakları ve çenesi oldukça erkeksi hatlara sahip olan Sfenks zaman içinde burnunu ve kral sakalını kaybetse de geri kalan özellikleri, aşınmaya karşın oldukça net bir biçimde seçilebiliyor.

4500 YILDA ÖNEMİ ÇOK DEĞİŞTİ

Eski Krallık’ta insanlar Sfenks’i tapınılması gereken bir varlık, Giza nekropolünün kutsal unsurlarından biri olarak kabul ederdi. Sonraki yönetimler döneminde bu yaklaşımdan vazgeçildi. Rüzgarla savrulan çöl kumlarının altında kalan Sfenks’in sadece kafası görünür oldu. Ancak Sfenks sabırla yeniden keşfedilmeyi bekledi. Kumların altından çıkarılan Sfenks uzun yılların ardından dayanıklılığı ve gizemleriyle bir kez daha ziyaretçilerini büyülemeye başladı.

Sfenks’le ilgili halen kesinlikle bilemediğimiz pek çok şey var. Bunların başında da ne zaman ve kim tarafından inşa edildiği geliyor.

Bilim insanlarının ortak kanısı Sfenks’in de büyük piramitlerin inşa edildiği MÖ 2575-2150 yıllarına denk geldiği tahmin edilen Eski Krallık döneminde yani aşağı yukarı 4.500 yıl önce yapıldığı yönünde. Zira Sfenks’le bu dev tapınakları birbirinden ayrı düşünmek mümkün değil.

Dördüncü hanedandan iki firavun (MÖ 2500 civarında hüküm sürmüş olan Keops ve oğlu Kefren) tarafından inşa edilmiş iki piramidin arasında yatan Sfenks, bu piramitleri koruyor gibi görünüyor. Arkeologların çoğu, Büyük Sfenks’in Kefren tarafından inşa ettirildiğine inanıyor.

CİDDİ BİR PLANLAMA ESERİ

Ne var ki Eski Krallık’ın erken dönemlerinde hüküm süren bu firavunlardan geriye büyüleyici piramitler dışında çok fazla belge kalmadı. Bu nedenle arkeologlar Sfenks’i kimin inşa ettiği gizemini çözmek için dedektifliğe başvurmak zorunda kaldı. Bugüne kadar ne kesin bir delil elde edilebildi ne de Keops ya da Kefren’in adının geçtiği bir yazıt bulunabildi.

Mark Lehner ve Zahi Hawass gibi tanınmış Mısırologların da benimsediği en popüler hipoteze göre, Kefren Sfenks’i ebedi istirahatgâhını ve çevresindeki tapınak kompleksini de içeren anıt binalar projesinin bir parçası olarak tasarlattı.

Her kralın inşa ettirdiği çeşitli yapıları ve nekropol kalıntılarını inceleyen araştırmacılara göre, Sfenks’in Kefren’in yaptırdığı binalar içindeki konumu, ciddi bir planlama ve mantık eseri olduğuna işaret ediyor. Uzmanlar, Sfenks’in işçilerin civardaki tapınakların inşaatı için kullandıkları kayaların çıkarıldığı süreçte bulunan dev bir kireçtaşı parçası üzerine oyulduğunu tahmin ediyor.

Ancak MÖ 670 yılına tarihlenen Envanter Stel’de yazılanlar nedeniyle, Sfenks’in çok daha eski bir döneme ait olduğunu öne sürenler de var. Yazıldığı tarihten binlerce yıl öncesini anlatan Envanter Stel, Sfenks’in bu firavunların zamanından çok önce yapıldığına ve Kefren döneminde restore edildiğine işaret ediyor. Ancak bu stel, zamansal anlamda ciddi tutarsızlıklar içerdiğinden, pek çok önde gelen uzman metne şüpheyle yaklaşıyor.

Arkeologların çalışmalarında Sfenks’in çeşitli yerlerinde mavi, sarı ve kırmızı boya kalıntılarına rastlandı. Bu da heykelin ilk yapıldığı dönemde renkli olduğu düşüncesini güçlendiriyor. Örneğin Romalı yazar Yaşlı Plinius, MS 1’inci yüzyılda kaleme aldığı bir metinde Sfenks’in görünümünü, “Canavarın yüzü kırmızı renkli” sözleriyle tarif ediyordu.

SIRRI EKİNOKS GÜNLERİNDE ORTAYA ÇIKIYOR

Büyük Sfenks’in tam karşısında, muhtemelen aynı zamanda inşa edilmiş bir tapınağın kalıntıları bulunuyor. Bu bina hiçbir zaman tamamlanmamış olmamakla birlikte, tarihin bir döneminde saldırıya uğradığına inanılıyor. Arkeologlar bu kalıntılarda güneş tanrısı Ra’nın çeşitli veçhelerinin temsillerini buldu. Tapınağın arkasında yatan Sfenks’in bu kutsal kompleksin bir parçası olarak yapılmış olması mümkün.

20’nci yüzyılın başlarındaki kazılar, tapınağın dev kireçtaşı bloklarının kalıntılarını açığa çıkardı. Bu blokların yüzeylerinin granitle kaplı olması muhtemel. Zeminin de kaymaktaşından yapılmış olduğu tespit edildi.

Alman Mısırologlar Herbert Ricke ve Siegfried Schott’a göre, tapınağın merkez avlusunun içinde bulunan 24 sütun, muhtemelen günün 24 saatini temsil ediyordu. Firavunların heykelleri bu sütunlara dayalıydı ve en ortada bir altar bulunuyordu.

Tapınağın doğusunda ve batısında birer ibadethane yer alıyordu. Bunlardan doğudakinin sabah güneşi tanrısı Khepri’ye, batıdakinin ise akşam güneşi tanrısı Atum’a adanmış olması mümkün. Muhtemelen her iki ibadethanenin de etrafları kapalıydı ancak merkezdeki alanın üstü açıktı. Öğle saatlerinde büyük güneş tanrısı Ra tüm gücüyle tapınağı aydınlatıyordu.

Ekinoks günlerinde, Sfenks Tapınağı, Sfenks’in kendisi ve Kefren’in piramidi arasında bir astronomik sıralanma gözlemlenebiliyor. Gece ile gündüz sürelerinin eşitlendiği 21 Mart ve 23 Eylül’e denk gelen bu günlerde, tapınağın doğu-batı ekseninden bakıldığında, güneş tam olarak Sfenks’in ve Kefren’in piramidinin güneyinde batıyor. (Uzmanlar bu durumun da Sfenks’i inşa ettiren kişinin Kefren olduğu yönündeki teoriyi kuvvetlendirdiğini belirtiyor.)

Sfenks’in bir aslanı andıran vücuduna baktığımızda dikkati çeken ilk şey ileri uzanmış ön ayaklar oluyor. Upuzun kuyruğu ise gövdesinin etrafını tamamen sarıyor.

ESKİ KRALLIK YIKILINCA KADERİNE TERK EDİLDİ

Bu inşaatlardan aşağı yukarı 1000 yıl kadar sonra 18’inci hanedanın firavunlarından 2’nci Amenhotep de Kefren’in kompleksinin kalıntılarına yakın bir noktada daha küçük bir tapınak inşa ettirdi. Bu Yeni Krallık yapısı kerpiç bloklardan oluşuyor ve Sfenks’in tapınağının kuzeydoğu köşesinde yer alıyor. Bu tapınak o dönemde Sfenks’le özdeşleştirilen Tanrı Har-em-akhet’e yani “ufuktaki Horus”a adanmıştı.

Eski Krallık’ın yıkılmasının ardından Sfenks ve çevresindeki yapılar kaderlerine terk edildi ve büyük oranda yıkıldı. Yüzyıllar boyunca çöl kumları bu yapıların etrafında ve üzerinde birikti. Sfenks’in yeniden doğuşu MÖ 1539-1075 yıllarında hüküm sürdüğü tahmin edilen Yeni Krallık döneminde oldu. Genç bir firavun, iktidarının kökenlerinin eski krallara uzandığını kanıtlamak için Sfenks’i kullandı.

Sfenks’in iki ayağı arasında 4’üncü Thutmose’nin Rüya Steli bulunuyor. 1817’de bulunan bu stel, Sfenks’e inşasından çok sonra 18’inci hanedan döneminde eklenmişti. 3,5 metre boyunda 15 kilo ağırlığında olan Rüya Steli dev bir granit taş. Bu taşın üzerine incelikle kazınmış olan yazılar, 18’inci hanedanın sekizinci kralı olan Firavun 4’üncü Thutmose’nin henüz genç bir prens ve Sfenks’in de omuzlarına kadar kuma gömülü bir heykel olduğu zamanlarda yaşanmış bir olayı anlatıyor.

Stelde yazanlara göre, günlerden bir gün Thutmose, Büyük Sfenks’in gölgesinde öğle uykusuna yatmışken güneş tanrısı Horemakhet-Khepri-Ra-Atum, Sfenks formunda kendisine göründü. Tanrı, Prens’e heykelin etrafındaki kumları temizlediği takdirde kendisini kral yapacağını söyledi.

SAKALI THUTMOSE EKLETTİ

Bu hikâyenin nasıl sonlandığı bilinmiyor çünkü zaman içinde yazıtın alt kısmında aşınmalar yaşandı. Ancak bu rüya 4’üncü Thutmose’nin tahta geçmeyi hak edenin kendisi olduğu söyleminin en güçlü dayanağı oldu. (Aslında babası 2’nci Amenhotep’in ardından taht sırasında başka adaylar vardı.)

Rüyanın gerçek olup olmadığı tartışmalı olsa da yeni firavunun tanrısallığına ve eski zamanlardaki kralların soyundan geldiğine yönelik iddialarını kuvvetlendirdi. Thutmose tahta geçince Sfenks için bir restorasyon ve temizlik projesi başlattı. Bilim insanlarına göre bu süreçte Thutmose, Sfenks’in çenesine taştan bir sakal ekletti. İlerleyen yıllarda bu sakal düştü ve parçaları 1817’de yapılan kazılarda tespit edildi.

Yeni Krallık döneminde ilgi odağı olan Sfenks, ilerleyen yıllarda bir kez daha kaderine terk edildi. Etrafında biriken kumlar nedeniyle sadece kafası görünür halde kalan Sfenks, bu vaziyette bile gücünü kaybetmedi.

Örneğin çeşitli kayıtlarda 12’nci ve 13’üncü yüzyıllarda yerel halkın Nil Nehri’nde taşkın olmasını sağlayıp mahsulü bereketlendirmesi için Sfenks’e adaklar adadığı yazılı. Arap gezgin ve haritacı El İdrisî de 11’inci yüzyılda, Fatımiler döneminde yükselmek isteyenlerin Sfenks’in huzuruna çıktığını belirtmişti.

18’inci yüzyıla ait bir Sfenks çizimi

NAPOLYON’U ÇOK ETKİLEMİŞTİ

Sfenks, Avrupalı gezginlerin de hayranlığını kazandı. Örneğin Fransız papaz ve gezgin Andre Thevet, 1556’da yayımlanan ‘Cosmographie de Levant’ (Levant’ın Kozmografyası) isimli eserinde Sfenks’i “dev heykelin kafası” olarak nitelendiriyordu.

Aşağı yukarı iki asır sonra 1790’ların sonlarında Napolyon’un ordusunun Mısır’da İngilizlerle savaştığı dönemde, Fransızlar antik Mısır’ın tarihinden ve kalıntılarından çok etkilenmişti. Hatta Napolyon’un Sfenks’i ve piramitleri gördüğünde, “Binlerce yıllık tarih bizi seyrediyor” dediği rivayet ediliyor. Napolyon’un takipçileri antik Mısır’dan o kadar büyük bir ilham aldı ki Fransa’ya döndüklerinde savaş sırasında karşılaştıkları her şeyin ayrıntılı çizimlerle anlatıldığı kapsamlı bir Mısır tarihi yazmak için harekete geçildi.

Sfenks’in burnunun yerinde olmamasının sorumlusunun Napolyon olduğu da öne sürülüyor. Çeşitli kaynaklarda Fransız askerlerinin açtığı ateş sonucu Sfenks’in burnunun kırıldığı iddia ediliyor. Ancak bu bilgi oldukça yaygın olmakla birlikte doğru değil.

Bunu Danimarkalı kâşif Frederic Louis Norden’in 1755’te yayımlanan ‘Voyage d’Egypte et de Nubie’ (Mısır ve Nübye’ye Yolculuk) isimli kitabından öğreniyoruz. Napolyon’un 1790’lardaki seferinden çok çok önce, 1737 yılında Mısır’ı ziyaret eden Norden’in kitabında Büyük Sfenks’e ait bir çizim bulunuyor. Anıtın bu çizimde burunsuz olması, Napolyon’la ilgili hikâyenin doğru olamayacağı anlamına geliyor.

Mısırlı tarihçi El Makrizi’ye göre ise Sfenks’in burnunu kıran kişi bu anıtın insanların tapındığı bir puta dönüştüğünü düşünen Muhammed Saim el Dahr’dı. Sfenks’in sakalının aksine burnunun parçaları hiçbir zaman bulunamadı. Mısırolog ve Sfenks uzmanı Mark Lehner’a göre de eldeki kanıtlar zaman içinde yaşanan bir aşınmaya değil, El Makrizi’nin aktardığı gibi kasıtlı bir kırılmaya işaret ediyor.

1867-1899 arasında çekilen bu fotoğrafta Sfenks kısmen kumlar altında

1930’LARIN SONLARINDA KUMLARDAN KURTULABİLDİ

Sfenks’i gömülü olduğu kumlardan kurtarma çabaları başta pek başarılı olmadı.

1817 yılında İtalyan Mısırolog Giovanni Battisa Caviglia, anıtın ön tarafını temizlemeyi başardı. 19’uncu yüzyılın sonlarında Sfenks’in geniş göğsü ve ön ayakları görünür hale gelmişti. İlerleyen yıllarda biraz daha başarı kaydedildi. Nihayet 1930’ların sonlarında tüm kumlar süpürüldü ve Sfenks’in tamamı ortaya çıktı.

O günden bu yana arkeologlar Sfenks’in gizemlerini aydınlatmak için uğraşıyor. Mark Lehner liderliğindeki Amerikan Araştırma Merkezi uzmanları, Sfenks kompleksinin tamamını haritalandırmak için kapsamlı bir proje yürüttü. Bu sayede anıtın inşasıyla ilgili birçok bilinmeyen ortaya çıktı. Bu da Sfenks’i koruma çalışmalarında yeni kapılar açtı.

National Geographic’in “Who built the Sphinx? Who broke its nose? 4,500 years later, a fresh look” başlıklı haberinden derlenmiştir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir